Erden AKTOĞU
2026 Dünya Kupası’nda beklentilerin uzağında kalarak, grup aşamasında turnuvaya veda eden milli takımımızla kuşkusuz çok üzüldük. Bu durumun altını bir çizelim bir kere.
Bu
güne dek genel anlamda olduğu gibi, şu sıralarda çeyrek final sürecine gelinen dev
organizasyondan da skorbordlar, taktik tahtaları ve parıldayan yıldızlar kalacak
kuşkusuz.
Ancak
endüstriyel futbolun parıltılı sahnesi, bazen en dipten gelen devrimsel
detayların gölgede kalmasına neden olur. Bu turnuva, yeşil sahadaki estetik
kadar, oyunun adaleti ve akıcılığı adına da ezber bozan bir nitelik taşıdı
aslında.
Futbol artık sadece saf yeteneğin değil, geometrik oyun planlarının ve katı bir disiplinin de savaşı aynı zamanda. Fakat bu turnuvanın asıl kazanımı, oyunun ruhunu çalmaya çalışan “zaman hırsızlığına” karşı açılan savaştır. Hakemlerin taç, korner ve duran toplarda süreyi eriten, oyunu soğutan pragmatik kurnazlıklara geçit vermemesi, futbolun seyir zevkini ve temposunu yukarı taşıdı.
Daha da önemlisi, turnuva boyunca ‘hakemlerin görünmezliğiydi’.
Fransa
– Senegal maçında Avustralyalı hakem Alireza Faghani’nin Mbabppe’ye yapılan
pozisyondaki bariz penaltı hatası ve VAR’ın da bu hataya ortak olması dışında,
hakemlerin skoru ve emeği gasp ettiği bir müsabakaya şahit olmadık.
Bu
şampiyonada hakemler, sistemin birer gardiyanı değil, adaletin görünmez
yürütücüleri olmayı başardılar.
Dönüp
kendi coğrafyamıza, ülkemize baktığımızda ise karşımıza çıkan manzara bu
anlamda tam bir yapısal krizdir. Biz bu topraklarda onlarca yıldır taktikleri,
jeneriklik golleri değil; adaleti dağıtamayan siyah formalıları konuşuyoruz
ağırlıklı olarak. Çünkü, Türkiye'de hakemlik kurumu, ne yazık ki oyunun
tamamlayıcısı değil, gecenin başrol oyuncusu haline getirilmiştir.
Doksan dakikalık emeğin, liyakatsiz ve tartışmalı düdüklerle bir çırpıda yok edilmesine alıştık. Alıştırıldık. Oysa hakemin asli görevi adaleti sağlarken görünmez kalabilmektir. Küresel sahnede bunu başarabiliyorlarsa, demek ki doğru olan metot budur.

Bu
Dünya Kupası’nı sadece milli takımımızın skor tabelasına yansıması üzerinden
okumak, büyük resmi kaçırmaktır.
Turnuvadaki
hakemlik standardı, Türk futbol idaresinin ve Merkez Hakem Kurulu'nun önüne
konmuş ciddi bir ev ödevidir.
Umarım,
bu büyük organizasyondan sadece sporcularımızın değil, Türk futbolunu
yönetenlerin ve hakemlerimizin de yapısal dersler çıkarır. Çünkü, adaletin
zedelenmediği bir düzende kaybeden olmaz; futbol kazanır, emek kazanır, toplum
kazanır. Bizim de en çok muhtaç olduğumuz şey bu temiz vicdandır.
Kalın sağlıcakla…
Yorumlar (0)
Yorum Gönderebilirsiniz